ILO 190’ı halihazırda 50 ülke sözleşmeyi imzalamış, bunların 45’inde sözleşme yürürlüğe girmiş durumda. Kalan 5 ülkede ise 2026 yılında yürürlüğe girecek. Türkiye, 1932 yılından beri Uluslararası Çalışma Örgütü üyesi olmasına rağmen bu sözleşmeyi imzalayan ülkeler arasında değil. Ancak merkezi hükümet eliyle olmasa da, örneğin sendikaların imzaladığı toplu iş sözleşmeleri, özel sektörde kabul edilen “Şiddete Sıfır Tolerans” gibi politika ve tutum belgeleri ve kimi yerel yönetimlerin şiddet ve tacizi önlemeye ilişkin benzer politika belgeleri ILO 190 ile uyumlu olabiliyor. Sitemizde yerel yönetimler için örnek politika belgeleri ve yönergeleri de derledik. Bunların kimi doğrudan ILO 190’a referans vererek bu sözleşmeyi temel aldığını da söyleyebiliyor.
Bu açıdan yerel yönetimler hem hizmet sağlayıcı kurumlar hem de büyük işyerleri olmalarıyla önemli bir rol oynuyor. Bir yandan toplumsal yaşamı kadınlar için daha eşit kılmaya çalışan hizmetler sunmaları, öte yandan bununla uyumlu biçimde kadınlar için daha eşit işyerleri olmayı hedeflemeleri önem taşıyor. ILO 190’a dayalı tutum/politika belgeleri tam da bu noktada gündeme geliyor.
Türkiye’de buna dair uygulamalar öncelikle sendikaların uğraşıyla oldu. DİSK’e bağlı Genel-İş ve KESK’e bağlı Tüm Bel-Sen’in çabalarıyla ILO 190’a ilişkin, yani çalışma yaşamında şiddet ve tacizi önlemeye yönelik maddeler 2022’den itibaren kimi toplu iş sözleşmelerine dahil edilmeye başlandı. 2023 yılında ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin o dönem Aile ve Sosyal Hizmetlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında tüm il ve ilçelerin kadın kolu başkanlarıyla eş zamanlı bir açıklama yaptı. Açıklamada “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ilgili sözleşmesini (ILO 190), iktidar imzalamasa da bizler yerel yönetimlerimizle hayata geçireceğiz,” denerek tüm CHP’li belediyelerle “Yerel Yönetimlerde Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizi Önlemeye Yönelik Politika Belgesi”ni paylaştıkları belirtildi. Bunun ardından hızlı bir şekilde 30’a yakın belediye başkanı, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun da çabalarıyla, bu isimde bir politika belgesi imzaladıklarını duyurdu. Burada kimi belediyelerin farklı altyapı projeleri için çeşitli ülkelerin kalkınma ajanslarından kredi almasının ve bu tür politika belgelerinin kredi veren kuruluşlar tarafından istenmesinin de bir etkisi olduğunu belirtmemiz gerekir.
Elbette bu türden tutum veya politika belgelerinin imzalanması sadece CHP belediyelerinin gündeminde olmadı. Önce, BDP, sonra HDP bugün ise DEM Parti’nin seçildiği belediyeler de farklı şekillerde bu tür politikaları hayata geçirmeye çalıştılar. Kadınların eşitliği ve örneğin kadına yönelik şiddet uygulayan belediye çalışanlarına yaptırım mekanizmaları konusunda, 2004 yılında Adana, Seyhan, Küçükdikili beldesi Belediye Başkanı seçilen Leyla Güven’in uygulamaları önemli bir örnek teşkil etti. 2014 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçilen Gültan Kışanak ise bunun ölçeğini büyüttü ve yaygınlaştırdı. Kadın politikaları daire başkanlıkları ve müdürlükleri belediyelerin hizmetlerini de kendi içlerindeki istihdam politikalarını da daha eşitlikçi hale getirmek için çalıştılar. Ama bu çalışmalar 2016 ve 2019 yıllarında, ayrıca son yerel seçimlerin ardından atanan kayyımlar tarafından düzenli olarak sekteye uğratıldı. Benzer şekilde politika belgesine sahip Şişli ve Esenyurt Belediyeleri’nde de kayyımlar sebebiyle politikanın uygulanması veya uygulamanın izlenmesi mümkün olmadı. Yine de 2024 yerel seçimlerinden sonra kimi Kürt belediyeleri de Şiddet ve Tacizi Önlemeye Yönelik Politika Belgeleri veya Şiddete Karşı Tutum Belgeleri imzaladılar. Ayrıca Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği’yle Kasım 2025’te yaptığımız görüşmede öğrendiğimiz üzere, Diyarbakır’daki tüm belediyelerin kadın politikalarından sorumlu müdürlük veya daire başkanlıklarının içinde olduğu bir koordinasyonun aldığı inisiyatif ve DEM Parti Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu’nun katılımıyla, mekanizmanın nasıl işleyeceğini de içeren ortak bir tutum belgesinin, DEM Parti’nin yönettiği tüm belediyelerde Kasım ve Aralık aylarında meclislerden geçirilerek uygulamaya konması planlanıyor.
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkan ilk ve tek ülke olmasının ardından, merkezi hükümetin, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yazılan uluslararası sözleşmelere yönelik tutumu, bu türden yerel, sendikal, sektörel, vb. uygulamaları özellikle önemli kılıyor. Merkezi hükümetin bu konudaki karşıt politikasına rağmen, uluslararası sözleşmeleri kimi boyutlarıyla uygulanabilir kılıyor. Elbette uluslararası sözleşmelere yalnızca merkezi hükümetin imzasıyla ülkeler taraf olabildiği için ve sözleşmelerin önemli bir boyutu hayata geçirilmeleri için gerekli yasaların ve yönetmeliklerin çıkarılması olduğu için bu türden uygulamaların sınırlılıkları var. Ama yine de mevcut durumda daha eşit bir dünya yaratmak için önemli bir başlangıç.